BEYPAZARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Hanlar önünün bir köşesinde sıra sıra ayakkabı
boyacıları, çoğu boş,
sandıklarının üzerine fırçaları ile tempolu
vurarak müşteri
çağırıyorlar. Yada, birbirlerine veya yoldan geçen
tanıdıklarına
yüksek sesle takılıp laf yatiştiriyorlar.
Kapan sokakta, Develik sokakta ve daha birçok çarşı
arasında
birbirini dik kesen sokaklardaki berber dükkanlarında bulunan
çıraklar ya havlu çırpıyor ya günde bilmem kaç kez
yaptıkları dükkan
döşemesini veya önünü küçük ibrikle sulayarak
süpürüyor. Ya da,
ustasının yaptığı traşı dikkatle izliyor
görüntüsü vermeğe
çalışıyor. Ustaları, genelde oturma pozisyonlarını
koruyorlar.
Ortasından su akan, siyah kesme taşı ile kaplanmış bu
sokakların
üstü tentelerle kapatılarak gölgelenmiş vaziyette. Su
ve gölge belli
belirsiz bir serinlik yaratıyor. Kaldırımlarda, dükkan
kenarlarında,
terziler, ayakkabıcılar, aktarlar, manifaturacılar
taburelere
oturarak çay ile birlikte komşularla veya gelen müşteri ve
misafirlerle sohbet halinde olabilirler. Dükkanların
içindeki kalfa
ve çıraklar iki büklüm işlerinin üzerindeler. Ya da
iş yoksa dükkan
süpürmek gibi ek işlerle meşguller. Bir kulakları
daima ustalarından
gelecek bir sese karşı kilitlenmiş vaziyette. Daima bir yerlere
götürülecek ve getirilecek olan ilave angarya işler
çıkabilir.
Bayramlar ve özel zamanlar hariç esnaf sanki gizli bir
işsizlik
içinde. Zenaat kapma çabasında olan çırakların
maliyeti boğaz
tokluğu. Esnaf dükkanlarının en hareketli olduğu
gün Çarşamba.
Çarşamba pazarına gelen köylülerin biri veya
birkaçı bu esnafların,
köylüsü, akrabası veya dostudur. Köylüler,
heybelerini bu
dükkanlardan tekine bırakır. Satacaklarını pazara
götürür.
Alacaklarını bu dükkanda akşama kadar biriktirir. En son
terkettiği
dükkan ilk geldiği bu tanıdık esnaf dükkanıdır.
Bu dükkanlar aynı
zamanda tanıdık memurların, öğrencilerin ve seyyar meslek
sahiplerininde sosyal ihtiyaçlarının giderildiği bir
buluşma
yeridir. Hatta, posta memurları evlere kadar zahmet etmesin diye
yazışma adresi olarak da bu dükkanların adresleri
gösterilir
tanıdıklar tarafından. Yıllarca rahmetli Zeka(Zeki
Aydınat) ve halam
oğlu terzi Naci Bayındır’ın dükkanlarınıda
posta adresi olarak
bizzat ben kullandım.
Eski zamanların bir gözde mesleğide şoförlük ve
şoför muavinliği
idi. İrili ufaklı her kamyon ve otobüsün, minibüsün
muavini olurdu.
Ustalarının muavinleri üzerindeki kesin otoritesi ve
iktidarı tamdı.
Muavinler meslek uğruna her türlü meşakkate
katlanırlardı.
Çarşının belirli yerlerinde duran sırt hamalları
vardı. Satın alınan
bakkaliye ve attariye malzemeleri bu hamallar vasıtası ile
evlere
gönderilirdi.(Motorlu nakil aracı kıt.) Hatta düğün ve
nişan
okumalarını(davet) bu işte uzmanlaşmış ve herkesi
tanıyan okumacılar
tarafından yapılırdı.
50 lerin sonu 60 ların başında sürülere çoban, tarlaya
işçi bulmak
kolaydı. Gizli işsizliğin yarattığı ucuz emeğe
dayalı yaratılmış
işler ve işgücü vardı.
60 ların sonuna doğru ve 70 lerde, boya sandıklarının
takırtısı
azaldı. Muavin, çırak,kalfa,çoban,tarla işçisi bulmak
zorlaştı.
Berberler, terziler,muavinler,köylüler,ayakkabı
boyacıları kömür
ocağında,termik santralda işçi oldular. İtibar görmeyen
eski
ayakkabı boyacıları, muavinler ve başkaları, esnaf ve
kız anaları
nezdinde en itibarlı konuma geldiler. Sigortalı, her ay nakit
girdisi ve harcaması olan işçi çalışanları,
Beypazarı ve bilhassa
esnaflar, beyaz eşya satıcıları çok sevdi. Zonguldak
havalisinden
gelen tecrübeli maden işçileri ve teknisyenleri iyi bir
tüketici, ve
kiracı oldular. Kömür ocaklarından şeker
fabrikalarına, tuğla
ocaklarına veya T.K.İ Ankara depoya taşınan kömür
kamyon sahiplerine
ve nakliyecilere iş yarattı. Sanırım 1974 te özel
kömür ocakları
kamulaştırılıncaya kadar, kömür ocağı
işleticisi müteşebbis
hemşehrilerimiz vardı. Kırka(Hırkatepe), Karaköy v.b
gibi ocaklarda
üretilen linyit kömürü, Ankaraya ve Beypazarı
havalisine
pazarlanıyordu. Kömür işçiliği, nakliyecilik
alanında iş yaratıyor
ve Beypazarında hatırı sayılır sermaye birikimi
yaratıyordu. Aynı
zamanda özel teşebbüsün madencilik alanında
ihtisalaşmasına sebep
oluyordu. Kamyon şoförü olan rahmetli babamla(Kuyucaklı
Şoför
Osman), köylerde buğday karşılığı kömür
sattığımızı hatırlıyorum.
(Sadece odunla ısınan köylerde orman kesimini azaltıcı
yönde etkisi
vardı. Ayrıca Ankaranın varoşlarında 1 ton, 2 ton
kömürü ailelere
satardık. Kayaş, Gölbaşı tuğla ocaklarıda ayrı
müşterilerdi. Özel
ocakların kamulaştırıması ile Beypazarı hem
istihdamını, hem sermaye
ve bilgi birikimini hemde gelirini kaybetmişti.
Kamulaştırma, gelir
kaybına uğrayan büyük bir aile topluluğunu zor durumda
bırakmıştı.
90 lı yıllarda özelleştirmenin verimliliğ
artırıcı ve maliyeti
düşürücü etkileri göz önüne alınarak yapılan
özelleştirmelerde ,
Beypazarı havalisinin işletilen tek kömür ocakları
olan Çayırhan
Linyit işletmesi özelleştiridi. Bu ocaklardan beslenen
termik
santral de özelleştirildi. Sanırım, daha önce
yapılan kamulaştımada
olduğu gibi Beypazarı yine gelir kaybına uğradı.
Beypazarından
sağlanan istihdam ve çalışanların kazandığı azaldı.
Nakliye ve
Beypazarı sanayisine yaptırılan tamir, bakım, imalat
gelirleri
düştü. Yani Beypazarı, güvenli bir gelir kaleminin
azalması ile
karşlaştı. Memur dışında sosyal güvenliğe,
emekliliğe ve hatta
çocuklarına güvence veren bir sistemin nimetlerinden
yararlanma
imkanı azalıyor. Sanırım bu gelir kaleminin yerini
sosyal güvenliği
olmayan turizmle ikame etmek yeterli gelmeyecek.
Beypazarının yer altı zenginliklerinden olan kömür
gibi Trona ve
Beypazarı Sodası da Beypazarlı olmayan müteşebbislerin
güdümünde.
Beypazarı ve Beypazarlılar, nedense yanıbaşlarında
yapılan kamu
yatırımlarından yeter derecede pay almayı başaramaz.
Termik santral
yatırımında, hızlı tren yatırımında hiçbir
Beypazarlı müteşebbis yer
alamadı ve hatta bu işlere taşaron bile olamadı.
Beypazarına yapılan
okul, hükümet binası v.s gibi yatırımlarda
Beypazarlı bir müteahhit
hiç iş yaptımı?Bunun nedenleri nedir. Sanırım,
1-Sermaye birikimi
yetersiz.2-Bilgi birikimi mi yetersiz.3-Müteşebbis gücü
mü kadük
kalıyor. 4-Ferdi ve bireysel çalışma tercihi, takım ve
organize
çalışmanın önünümü kesiyor. Kısaca ,
sermayeler, kişiler ve
kuruluşlar ortak müteşebis organizasyonları kurup bu
tür büyük
işlere talip olamıyorlar mı?
Beypazarı, İnözü vadisindeki maden suyu, Kertil, Zeyve,
Kuyucak,
Başörenin altındaki trona, ve çeşitli yerlerdeki linyit
üzerinde
niçin hiç söz sahibi değildir? Topraklarının
altında yatan
zenginliğin üzerinde niçin bir nebze olsun iktidar sahibi
değildir?
TKİ kömür ocaklarına işçi sokmakta gösterilen
siyasi baskı gücü, bu
çaptaki işlerin bir ucunda bile yer almak için yetersizmi
kalıyor?
Beypazarın ürettiği sebzelerin fiatları niye hal
komisyoncuları ve
büyük marketlerin satınalma teşkilatının iki
dudağı arasındadır. Ve,
niye yaş sebzesini ihraç edecek organizasyonu kuramaz?
60 lı yıllarda ciplerin şasesini uzatan, ve ahşap kamyon
kasalarını
yapan Beypazarı sanayisi niye yıllardır yerinde sayar.
Kamyon kasası
yapımından mobilya üretimine niye geçemez?
Tornacılıktan, pazarda
satışı yapılabilen seri üretim mamule geçemez? El işi
ayakkabı
imalatcılarımız, bürgü ve sofraaltı
imalatcıları, kalaycılar,
demirciler niye günün şartlarına uygun imalat
aşamalarını yapıp, tüm
Türkiyeye ve dünyaya satılacak bir ürün
geliştirememiştir?
Ve dışarıya ihraç ettiğmiz onca parlak beyin,
müteşebbis varken,
Malıçlı(Mihallıççık) Yüksel İnşaat gibi uluslar
arası bir marka niye
yaratamadık?
Çok çalışmak lazım çok. Birde, çocuklarla çok
konuşun,
söylediklerine değer verin. Hep birşeyler yapmağa
teşvik edin. Ben
yaparsam rezil olurum fikrini kafalarından silin.
Yaratıcılığa
özendirin. Özgüven verin. Eğitim ve öğretim çok
uzun yılları alıyor.
Tatillerde ve imkan varsa eğitim süresinde part time(günde
1-3 saat)
çocuklara ve gençlere iş ve sorumluluk vermek lazım.
Üretmenin,
yapabilmenin ve kazanmanın hazzını tatsınlar. Okulu
bitirdiklerinde
hayata hazır olsunlar. Bir yerlere girip maaşlı
çalışayım fikri
yerine kendi yarattıkları teşebbüsle hayatı
kazanmayı öğrensinler.
Okul dışında gençleri eğitecek bilgi, beceri kazandıracak
meslek
kursları olması lazım. Zenaat sahipleri bunları kendi
dükkan ve
imalathanelerinde yapabilir. Tabi öğretim ve eğitiminde adam
gibi
olması lazım. Birde her alandaki en iyileri bulup üzerlerine
titremek gerekirse özel eğitim ve imkanlarla
yaratıcılklarını gün
yüzüne çıkarmak lazım. Her alanda toplumları o
alanın liderleri
sürükler. Yani, Amerikanın yaptığı gibi dünya
beyinlerini toplamak
lazım. Yapamıyorsak kendimizinkine sahip çıkmak lazım.
Yani
Amerikanın yaptığı gibi her alanda en ufak başarıya
madalya
vermek,alkışlamak ve teşvik etmek lazım. Robert kolejlilerin
çoğundan daha iyi top oynar, uzun atlar ve koşardım, ama
hiçbir
madalyam olmadı. Zira,çatık kaşlı klasik eğitim
veren Ankara Atatürk
lisesinde öğrenciydim.
Amerikayı yeniden keşfe gerek yok.
Gelecek nesilleri iyi yetiştirisek bizim yapama
dıklarımızı yaparlar.
Hoş ve sevgiyle kalın.

Yorum Yaz